Dijital Akıllı Saat mi yoksa Analog Saat mi ?

Çok önceden saatlere karşı ilgi duymaya başladım, Saat demek hem zaman demek hem bir aksesuar hem de kendi çapında büyük bir teknoloji demek.

ilk zamanlar analog saat kullanırdık, ucuz olanlardan, eş dost kimden görürsek ya da bir hediye aldırabilirsek kendimize. Yıllardır saat takmanın psikolojik olarak rahattığını düşünürüm.

Bu yazıya başlama amacım aslında teknolojik bir değerlendirmeden çok saat kullanımının psikolojik etkileri üzerine olacak.

Öncelikle saatin anlam ve önemini irdelemek sonrasında da akıllı saatlerle analog saatlerin insan etkisi üzerine etkilerinden bahsedeceğim.

Saat demek zaman demek her şeyden önce zamanı değerli olan her insanın gözü saattedir, zaman değerli ise saate bakmanın değeri daha iyi anlaşılır. Sınavda bir öğrencinin kalan dakikalara odaklanıp kendini hızlandırması bir gözünün sürekli saatte olmasına bağlıdır. Hele de konu paragraf sorusu ise ya da güzel bir mantık sorusu ise dakikaları sadece saatimiz gösterir, biz zamandan bağımsız yaşarız o anları.

bir spor dalında saniyeler belki de saliseler kıymetlidir, o zaman saat, kronometre bizde değil de başkasındadır. Yine de işin özü zamandır. Adı değişse de onu ölçen saattedir.

Bir mühendis olarak hem öğrencilikte hem iş hayatında zamanın değerini iyi bilenlerdenim, öyle olmaya çalışıyorum da diyebilirim. Buluşma ve planlarda ben zamana ne kadar önem verirsem karşımdakinin de o şekilde önem vermesini beklerim hep. Bir etkinlik mi var öncesinde orada olurum, bir buluşma mı var saatinde orada olmak için plan yaparım, mümkünse biraz daha erken gitmeye çalışırım. Uçağım mı var yol saatinin üzerine olur da yolda lastik patlar vs olur diye onun süresini de ekler öyle yola çıkarım havaalanına doğru.

Yaş ilerledikçe insan daha iyi anlıyor aslında zamanın değerini, bazen 1 günü dopdolu geçirip unutulmaz hikayelerle hatırlarken bazen de evde tv karşısında sıradan ve değersiz 1 gün geçirmek aslında bizim elimizde. Zamanı nasıl kullanacağımız bizim elimizde.

Konu başlığımızdan uzaklaşmadan devam etmek gerekirse; ilk başlarda analog saatler, sonrasında her Türk erkeği gibi asker saati dediğimiz Casio düz dijital saati, sonrasında yaşam tarzına göre farklı marka modellerde ve farklı bütçelerde dijital akıllı saatler ve analog , kadranlı (akrep-yelkovan-saniye) , kullandık ve kullanıyoruz.

Tekonolojiye olan merakımdan dolayı hem analog saatleri çok sevdim, hem kinetik enerjili saatleri, hem güneş enerjili solar saatleri, hem dijital ekranlı akıllı saattleri. Kullanmadığım saat çeşidi kalmadığını ispat edemem 🙂

Bu karşılaştırmanın bir kazananı olmalı mı emin olamıyorum. Onlarca farklı model kullandım, bu konuda mütevazi olamayacağım, bütçeye ve tarza göre yeni şeyler denemekten vazgeçemiyorum sanırım.

Kullandığım bazı marka modellerden bahsedecek olursam eğer; Casio, Seiko Analog Saatler, Orient, patek philippe, tag heuer gibi markaların bazı birinci sınıf replikaları vs derken hem kinetik hem analog modelleri hem de G-Shock gibi outdoor modelleri denedim ve kullandım.

Son zamanlarda Apple Watch, Amazfit, Huawei Watch, Mİ Band, SAMSUNG galaxy Watch, Garmin gibi güncel akıllı saat modellerinin tamamını denediğimi söylebilirim.

Şimdi gelelim akıllı saat sevdasına; ilk zamanlardan beri çıkan modelleri deneyimledim, her modelde yeni güzellikler öğrendim. Çok akıllı olunca saat her şeyi ona soruyoruz, telefonu oradan cevaplıyoruz, müziği oradan açıyoruz, nabzımıza bakıyoruz , en çok da kaç adım attık kaç km yaptık derken beynimizin bir yarısını da ona veriyoruz resmen 🙂 Hayatımızı gerçekten kolaylaştırdığını düşünüyoruz, ona inanıyoruz. Gerçekten öyle mi peki ? Aldıklarını verdiklerini yazsak hangisi fazla çıkar her insanın kendi yoklamasını yapması gerekiyor tabi.

Analog saatlere kısaca değinecek olursak, dönüp duran akrep yelkovan, hızlıca akıp giden saniye…

Belki karşımıza ayın kaçı olduğunu gösteren bir bilgi ve hangi günde olduğumuzu yazarsa epey tefarruatlı olduğunu bile söyleyebiliriz.

Çocukluktan gelen alışkanlık mıdır yoksa insan evriminin bir sonucu mudur bilmem, saate baktığımda dijital ekranda yazan değerle analog saatin ekranında gördüğüm şeyler aynı hissiyatı vermemekte.

Ne demek bu şimd diyor olabilirsiniz, sabahın altısı ya da yedisinde uyandığınızda dijital ekranda, saatin, telefonun, alarmın dijital ekranında yazan 06.00 ile analog saatin ekranında akrep-yelkovan ikilisinin aynı zamanı göstermesi teorik olarak eşitse de pratikte ve insan psikolijisinde eşit olmadığını size ispatlayabilirim.

Digital ekrandaki değerlerin işleyiş hızını ve nereden nereye gittiğini görmek anlamak için insan beyni henüz evrimleşememiştir, bu çok çok yeni bir teknolojidir bizler için. Rakamlar, Dijital olarak 1-2-3-4 diye giderler. Aslında 2’nin 1’den sonra olduğunu öğrenmek zorundayızdır. Ama analog bir alette belki ölçü aleti belki saat, ortadaki bilgi değişkendir, o değişimi gözle görürüz, saatin saniyeleri tik tak tik tak işlemektedir ve bu işleyiş gözümüzün önünde ilerleyen saniye-yelkovan-akrep üçlüsünün bizlere aktardığı sadece zamanın o anki değeri değildir. Bir ilerleyiştir, bunun bize okulda öğretilmesine gerek yoktur. zaman akıp gidiyordur ve bunu izliyoruzdur.

Diyelim ki öğle molasına çıktınız ofisinizden, Dijital saatinize baktınız ve 12.30 gördünüz, Analog saatinizde de 12.30 görüyorsunuz ama teori ve pratikte görsel olarak da 12.30 görüyorsunuz aslında, ilerleyen bir şeylere bakıp görüyorsunuz o değeri. Zamanın akış hızından habersizsiniz dijital ortamda tıpkı gerçek hayat ile dijital sosyal hayatta olduğu gibi.

13.00 oldu dijital saatinizde, daha 30 dk var diye beyninizden çok ufak bir hesap yaptınız aslında öğlen molasını bitmesini beklerken, otonom olarak yaptı beyin bunu, 30 dakika ne demek tam olarak insan beyni bunu idrak edemez, eldeki bilgiler ışığında kaç nefes alışverişe denk gelecek, nasıl sayacağız o bile muallak bizler için. Analog saatiniz 13.00 gösterdiğinde zamanın aslında yarısının geçmiş olduğunu ve kalan yarısının da hangi hızda gözünüzün önünde geçtiğini görürsünüz. Bu aynı zamanda zamanın kıymetini de artıran bir olaydır insanlık için.

Sabah uyandınız ve analog saatinize baktınız, sabahın o erken saatini size hissettiren akrep-yelkovan ikilisi güne başlıyor, başlangıç çizgisinde yerlerini almışlar ve sizi sabırsızlıkla bekliyorlar. Hayatın içinden onlar, bizden, neden çünkü sabahın 5’i, 6’sı , 7’si aynı zamanda günün başlamasını ve güneşin doğuşunu temsil ediyorlar. O yüzden binlerce yıldır güneşin doğuşuna ve batışına göre zamanı ayarlamakta evrimsel bir süreç işleten insanlık saatin akrep-yelkovan hareketini güneşe aya yıldızlara dayandırarak bağ kuruyor ister istemez, genellikle istemsizce ama bilinçli olarak.

Hayatı kaçırmayalım diye analog saatin nostaljisi içinde yaşarken akıllı saatlerin getirdiklerini de yabana atmamak gerek, sporda çok işe yarayan uyarı nabız sistemleri, kilometre bilgileri, telefon görüşmeleri derken aslında çok faydalı bir teknoloji, asıl sorun bu teknoloji güzel de bu sadece kola takılan elektronik bir cihaz, üzerinde size saati de gösteriyor, tıpkı telefon ekranındaki saat gibi. Bu güzel teknolojinin adı saat olmamalı, akıllı saat değil bunun adı, akıllı bir bilekik olabilir, içerisinde saati de gösteren bir bileklik, adına saat diyerek aslında saate hakaret ettiğimizi düşünüyorum.

Koldaki saat, akrep ile yelkovan’ın hikayesi değil yalnızca; insanların çaresizliği, güçsüzlüğü belki de en önemlisi zamanı durdurmaya gücü yetmeyen bir acizliği diyebiliriz. Zamanın önemini en çok ona ihtiyaç duyduğumuzda anlıyoruz. Yapabilsek keşke saate bakmadan gün doğumuyla uyanabilmeyi, güneşi ve yıldızları takip ederek yaşamayı, geceyi hissedebilsek ay ışığında, takılıp kalmadan dijital ekranlara ve zamanın kaybolduğu anlara, ömürlere.

Saniyeler, dakikalar birbirini takip ediyor. Çabuk geçiyor günler haftalar, sonra yaş alıyoruz hayattan, bir bakıyoruz ömür dediğin kısa kısa hatıralardan ibaret.

Her saniyenin kıymetini bildiğimiz güzel yarınlara…

– Bu Yazı 24 kez okundu –

Yorumlarınızı Bekliyorum :)