Aylak Adam’dan Sonrası

Kalabalıktı kent merkezi, otobüs artık görünmüyordu gözlere. Karakolda sorgudaydı ‘Aylak’ kovalarken düşlerini şimdi hesabını veriyordu taksicinin burnunu kıran yumruğun. Dışarıda hayat devam ederken, sevişirken insanlar tenha köşelerde belki de yalnızlığa mahkum evlerde, sol şakağı ağrıyordu yine Aylağın…

aylak_adam Henüz bitmemişti deniz kenarındaki resim, kimseler gitmiyordu eskisi gibi el ele kumsala, belki de aşk artık sadece et ete değmekti insanlık için. Her kadın bacağında akıllara gelir artık Aylak Adam, dokunduğu kadınların sayısı bilinmeksizin.Babası ya da teyzesi neden gelmez aklına çocukluğu ve oyuncakları…

Hani o günlerce yüzünü görmek için her sokağı ezberlemek, saatleri ve günleri aklına kazımak aynı zamanda düşlerde kurarak tüm hayatı. Çıkmasaydı karşısına o güzel kalçalı kadın, gider miydi yine düşlerin peşinden yoksa bakmasaydı o kalçalara evde yine kitap mı okuyor olacaktı ?

Tüm yaşantımız karşımıza çıkan olaylara verdiğimiz tepkiye göre yol alırken, bazen bir çift bacak, bazen iki güzel göz peşinden koşmamızdan mıdır ?

Her gece içiyordu Aylak, rakı masasında mezeyi eksik etmeksizin garsonlar, artık alışmıştı Aylağa. Demek bütün kapılar açılıyordu paraya hem de çalınan paraya…

Yarım asır sonra anlatılanları okuduğumuzda anladıklarımız belki de çok daha farklı geliyor bize, gözlerimiz açık dalıyoruz hayallere, kelimeler götürüyor zamanın gerisine, yürüyoruz her harfte sokaklar, zaman zaman kokusunu alıyoruz o güzel kadınların, bazen de öpüyoruz ıslak dudaklarından, sıcaklığını hissediyoruz tüm o ‘’yalnız’’ aşkların.

Belki de ıssız sinema köşelerinde, kumsalda , yeri gelir tek kişilik yataklarda…

 

– Bu Yazı 380 kez okundu –

Yorumlarınızı Bekliyorum :)